367 Krizi ve AKP Kapatma Davası (2007-2008)
- Emre Can Sepetçi
- 31 Mar
- 2 dakikada okunur
DİZİ: Türk Hukuk Tarihinin Krizleri #2 / 6
2007 yılının Mayıs ayında Türkiye, cumhurbaşkanını seçmeye çalışıyordu. Seçemedi. Anayasa Mahkemesi, toplantı yeter sayısını 367 olarak belirledi; muhalefet oturuma katılmadı; seçim iptal edildi. Bu kararın yarattığı çalkantı henüz yatışmamışken bir yıl sonra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı AKP hakkında kapatma davası açtı. 6'ya karşı 5 oy. Bir tek oy farkıyla kapanmayan parti.
367 Kararı: Hukuki Tartışma
1 Mayıs 2007 tarihli Anayasa Mahkemesi kararı, yıllarca tartışılmaya devam edecek bir yoruma dayanıyordu: Cumhurbaşkanı seçimi için yalnızca karar yeter sayısı değil, toplantı yeter sayısı da 367 olmalıydı. Hukuk akademisyenlerinin büyük çoğunluğu bu yoruma itiraz etti. Anayasa'nın açık dili, toplantı yeter sayısı için ayrı bir 367 şartı öngörmüyordu.
Krizin en kalıcı sonucu şu oldu: AKP cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesini öngören anayasa değişikliğini TBMM'ye taşıdı. 2007 seçimlerinde güçlenerek dönen AKP, Abdullah Gül'ü Ağustos 2007'de cumhurbaşkanı seçtirdi. Anayasa hukukcusu Prof. Kemal Gözler bu süreci 'hukukun siyasetle imtihanı ve sınıfta kalması' olarak nitelendirdi ve 367 kararının, 2017 başkanlık sistemine giden yolu açtığını savundu.
AKP Kapatma Davası
14 Mart 2008'de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, AKP'nin laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline geldiği gerekçesiyle 170 sayfalık bir kapatma iddianamesi hazırladı. Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan dahil 71 kişi için 5 yıl siyaset yasağı talep edildi.
AB Komisyonu davanın 'sisteme bağlı hata' içerdiğini açıkladı. Avrupa Parlamentosu'nda 'yargı darbesi' tanımlaması kullanıldı. Türkiye'nin üyelik süreci açısından derin bir gölge düştü.
Karar: 6'ya Karşı 5
30 Temmuz 2008'de AYM kararını açıkladı. 11 üyeden 6'sı kapatma yönünde oy kullandı; kapatma için gereken nitelikli çoğunluk yediydi. AKP kapanmadı, ancak Hazine yardımının yarısından yoksun bırakıldı. Karar açıklanmadan önce AYM Başkanı Kilıç kürsüden şunu söyledi: 'Her türlü ahlaki ve insani değerler aşılarak hakaretlere maruz kaldık.' Bu cümle, yargı üzerindeki baskının boyutunu kendi ağzından belgeleyen nadir itiraflardan biri oldu.
Hukuki Miras
Bu iki yıl, Türkiye'de yargı-siyaset sınırının en sert biçimde sorgulandığı dönem olarak tarihe geçti. Seçilmişlerin sınırlarını kim çizer? Yargı bu sınırı koruyucuya mı, yoksa vesayet aracına mı dönüşmektedir? Bu sorular bugün hâlâ yanıtsız.
Bu makale K&S Hukuk Bürosu'nun 'Türk Hukuk Tarihinin Krizleri' dizisinin ikinci yazısıdır. Sonraki: HSYK'nın Üç Dönüşümü.
© K&S Hukuk Bürosu | İstanbul Barosu | kslaw.com.tr


Yorumlar