Nuremberg Davaları: Uluslararası Ceza Hukukunun Doğuşu
- Emre Can Sepetçi
- 31 Mar
- 3 dakikada okunur
DİZİ: Büyük Davalar #1 / 6
1945 yılının Kasım ayında, Almanya'nın Nuremberg şehrinde bir mahkeme kuruldu. Bu mahkemenin önüne çıkan sanıklar sıradan suçlular değildi: Aralarında bir devletin en üst düzey askeri komutanları, bakanları ve ideologları vardı.
Bu davalar, yalnızca İkinci Dünya Savaşı'nın hesabını sormakla kalmadı; insanlık tarihinin seyrini değiştirdi. "İnsanlığa karşı suç" kavramı burada tanımlandı. Bireysel ceza sorumluluğu uluslararası hukuka girdi. Ve bir devletin emrini yerine getirmenin suçu meşrulaştırmadığı ilkesi — hukuk literatürüne kalıcı olarak yerleşti.
Nuremberg Neden Kuruldu?
Savaş bittikten sonra müttefik devletler iki seçenekle karşı karşıyaydı: Savaş suçlularını kurşuna dizmek ya da mahkemeye çıkarmak. İngiltere başlangıçta doğrudan infazı savundu. Ama ABD'nin ısrarıyla yargılama yolu seçildi. Bu tercih tesadüfi değildi; insanlık tarihindeki büyük kırılmaların geleceğe belgelenmesi gerekiyordu.
8 Ağustos 1945'te Londra Şartı imzalandı. ABD, İngiltere, Fransa ve Sovyetler Birliği'nin katılımıyla Uluslararası Askeri Mahkeme kuruldu. Yargılama 20 Kasım 1945'te başladı.
Suçlamalar: Hukukun Yeni Dili
Londra Şartı dört temel suç kategorisi belirledi:
Barışa karşı suçlar: Saldırı savaşı planlamak ve yürütmek.
Savaş suçları: Savaş hukukunu ve savaş geleneklerini ihlal etmek.
İnsanlığa karşı suçlar: Sivil halka yönelik cinayet, köleleştirme, sürgün ve sistematik zulüm.
Komplo ve ortak suç planı.
"İnsanlığa karşı suç" kavramı o güne kadar uluslararası hukukta bu açıklıkla tanımlanmamıştı. Bu suçun failleri artık devlet güvencesinin arkasına sığınamazdı. Birey, devlet adına hareket etmiş olsa bile uluslararası hukuk karşısında şahsen sorumluydu.
Sanıklar ve Kararlar
Ana davada 24 kişi yargılandı. Aralarında Reich Hava Kuvvetleri Komutanı Hermann Göring, Dışişleri Bakanı Joachim von Ribbentrop, Propaganda Bakanı Julius Streicher ve Genelkurmay Başkanı Wilhelm Keitel vardı. 12 kişiye idam cezası, 7 kişiye hapis cezası verildi; 3 kişi beraat etti. Hermann Göring idam öncesinde intihar etti.
Savunma tarafının öne sürdüğü en güçlü argüman "emir komuta zinciri" savunmasıydı: "Ben sadece üstlerimin emrini yerine getirdim." Mahkeme bu savunmayı reddetti. "Emir kumanda" mazereti kabul görmedi; bu ilke bugün uluslararası ceza hukukunun temel taşlarından biri olmayı sürdürüyor.
Nuremberg'e Yöneltilen Eleştiriler
Nuremberg yargılamaları en başından itibaren ciddi hukuki eleştirilere konu oldu. En çok dile getirilen üç itiraz şuydu:
Birincisi, geçmişe yürüme yasağının ihlali. "İnsanlığa karşı suç" ve "barışa karşı suç" kategorileri, savaş öncesinde yazılı hukukta açıkça yer almıyordu. Bu durum, suç ve cezaların önceden kanunla belirlenmesi gerektiği — Türk hukukunda TCK madde 2 ile güvence altına alınan — temel ilkeyle çelişiyordu.
İkincisi, galipler adaleti meselesi. Mahkemeyi kuranlar ve hâkimleri atayanlardı. Sovyetler Birliği'nin Katyn Katliamı (Polonya subaylarının toplu öldürülmesi) gibi savaş suçları yargılama kapsamı dışında tutuldu.
Üçüncüsü, doğal hâkim ilkesi. Sanıkların bu davayı yargılayacak bir mahkemenin daha önce var olmadığını, dolayısıyla önceden kurulmuş, bağımsız bir mahkeme önünde yargılanma haklarının çiğnendiğini savunmaları hukuki açıdan tamamen değersiz değildi.
Bu eleştiriler, Nuremberg'in hukuki mirasını tartışmalı kılmaz; tam tersine o mirasın ne kadar ciddi alındığının kanıtıdır. Uluslararası ceza hukuku bu eleştirileri içselleştirerek gelişti.
Nuremberg'in Kalıcı Mirası
Nuremberg ilkeleri 1946'da BM Genel Kurulu tarafından uluslararası hukukun parçası olarak kabul edildi. Soykırım Sözleşmesi 1948'de imzalandı. 1998'de Roma Statüsü ile Uluslararası Ceza Mahkemesi kuruldu — bugün 123 ülkenin taraf olduğu kalıcı bir uluslararası yargı organı.
"Bir devlet savaş suçu işleyebilir" fikri Nuremberg'den önce uluslararası hukukta teorikti. Nuremberg'den sonra somut bir yargısal gerçek haline geldi. Bosna Savaşı sırasında kurulan Eski Yugoslavya için Uluslararası Ceza Mahkemesi, Ruanda Soykırımı sonrasında kurulan mahkeme ve nihayetinde kalıcı Uluslararası Ceza Mahkemesi — hepsinin temeli Nuremberg salonunda atıldı.
Türk Hukuku ve Nuremberg Bağlantısı
Türkiye, Roma Statüsü'nü henüz onaylamamış olmakla birlikte Nuremberg ilkelerini benimseyen uluslararası sözleşmelerin büyük çoğunluğuna taraftır. Türk Ceza Kanunu'nun 76-78. maddeleri soykırım, insanlığa karşı suç ve savaş suçlarını düzenlemektedir. Bu düzenlemelerin kaynağı Nuremberg'den bu yana gelişen uluslararası ceza hukuku normlarıdır.
Ayrıca Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile ilişkisi de Nuremberg mirasından bağımsız değildir. AİHM'nin dayandığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 1948'de hazırlanmış ve büyük ölçüde Nuremberg'in yarattığı ahlaki ve hukuki iklimin ürünüdür.
Son Söz
Nuremberg yalnızca bir dava değil, bir dönüm noktasıydı. "Devlet emir verdi, ben yaptım" ifadesi artık hukuki bir savunma değildi. "Devletin çıkarı" bahanesiyle işlenen suçlar artık yalnızca o devletin iç hukukunda değil, uluslararası hukuk önünde de hesabını vermek zorundaydı.
Bu fikrin ne kadar devrimsel olduğunu kavramak için 1945 öncesine bakmak yeterli.
Bu makale K&S Hukuk Bürosu'nun "Büyük Davalar" dizisinin ilk yazısıdır. Sonraki: Brown v. Board of Education — Eşit Eğitim Hakkının Yargısal Doğuşu.
© K&S Hukuk Bürosu — Kepekçi & Sepetçi Avukatlık Ortaklığı | İstanbul Barosu | kslaw.com.tr


Yorumlar